AKLIN UYKUSU CANAVARLAR DOĞURUR

AKLIN UYKUSU CANAVARLAR DOĞURUR

“El sueño de la razón produce monstruos” Francisco GOYA (1790)

 

Bu eser; akıldışının gecesidir.

En cengâver insan bile aslında  karanlıktan değil, onun bıraktığı boşluktan korkar. Bu karanlık gecede insan, en derin var oluşu ile iletişime geçer ve bütün bunlar onun içindeki yalnızlıktır. Boşluğu ve enerji dolu bu muazzam büyüklükteki evreni dolduran hiçlikse eğer, varlık ile yokluk bitimsiz bir denge arayışına girer. Dış dünyadan giderek kendini soyutlayarak, kendi iç dünyasına, hayallerine, illüzyonlarına ve rüyalarına odaklanmıştır artık.  Bu dünyada fantastik yaratıklar, canavarlar, cadılar vardır.

Madrid’de yaşayan ve serserilerden dilencilere, sonradan görme zenginlerden saray görevlilerine kadar herkesi tanıyan Francisco Goya, 53 yaşında ve bir saray ressamıydı. İç savaşın ve mücadelelerin yıprattığı Goya, klinik bir buhran sonucu değil, toplumsal olguların provake ettiği acının tezahürü olarak hastaydı. Goya’nın ağrıları bir savaş gibi; keskin bir bıçak olup, bedenine saplanıp sonra dinerek tekrar uykuya dalıyordu. Oysa akıl uykuda kalmayı teşvik ederken, rüya ise aklın çizdiği yolun dışına çıkmayı, akıldışılığa veya yeni bir uyanma noktasına dikkati çekmektedir.

Tıp otoritelerine göre Goya, düzenli işleyen bir akıl sisteminden kopmuştur. Goya’nın 1777, 1787, 1819 ve 1828’de oluşan hastalık dönemindeki düzensizlik hemiplegia (kısmî felç) ve schizophrenia (şizofreni) hastalıkları ile tanımlanır. (Ravin ve Ravin, 1999: 164).

Goya, yakalandığı ciddi hastalıktan kurtulmasını sağlayan dostu Doktor Arrieta’ya teşekkür eder . Bunu da son tablosu olarak resmeder.