Dünyaca Ünlü Psikiyatrist/Psikologlarımız/Bilime Sundukları Katkılar

Prof. Dr. Psikanalist Psikiyatrist Vamık Volkan; 1932 yılında Kıbrıs’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1956’da Amerika’ya yerleşti. 45 yıl Virginia Üniversitesinde psikiyatri hocalığı ve 18 yıl bu üniversitenin hastanesinde başhekimlik yaptı . Halen Washington Psikanaliz Enstitüsü’nde öğretim görevlisidir.

Psikoloji alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle, Max Hayman, Nevitt Sanford ve L. Bryce Boyer ödüllerini almıştır. Klinik psikanaliz üzerine yazdıklarıyla Margaret Mahler Literatür ödülüyle ödüllendirildi. 1999’da Viyana Üniversitesi’nde yıllık Sigmund Freud Konuşması’nı yapmak şerefine ulaştı.

Volkan, Washington Psikanaliz Enstitüsünde Emeritus Eğitim ve Gözlemci Analisti olarak görev yaptı. Massachusetts’teki Erikson Enstitüsünde kıdemli akademisyen olarak 10 yıl boyunca çalıştı. Amerikan Psikiyatri Birliği Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanlığını da yapan Volkan, 1987 yılında Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesinde Zihin ve İnsan Etkileşimi (CSMHI) Çalışması Merkezini kurdu.

Türk-Amerikan Nöropsikiyatri Derneği, Uluslararası Siyasi Psikoloji Derneği, Virginia Psikanaliz Derneği ve Amerikan Psikanalistler Koleji başkanlığı görevlerinde bulundu. Amerikan Psikiyatri Birliğinin sponsorluğunu yaptığı bir projeye katılan ve 6 yıl süren Arab-İsrail gayri resmi diyaloglarında yer aldı. Ayrıca dünyanın sorunlu birçok yerinde “hasım” delegeleri bir araya getiren gayrı resmi diplomasi toplantılarına başkanlık yaptı. Bunlar arasında ABD –Sovyetler Birliği, ABD-Rusya, Rusya-Baltık ülkeleri, Hırvatistan-Bosna, Gürcistan-Güney Osetya, Türkiye-Yunanistan da yer alıyor. Travma geçirmiş toplumlara da yardım etti. Bunlar arasında Diktatör Enver Hoca’nın ölümünden sonra Arnavutluk ve Saddam Hüseyin’in kuvvetlerinin çekilişinden sonra Kuveyt toplumları da vardı.

Türkiye’de üç üniversitede Psikiyatri Misafir Öğretim Üyesi olarak çalıştı. 50’nin  üzerinde yayımlanmış ve birçok dile çevrilmiş  kitabı ve 500’e yakın da bilimsel yazısı bulunuyor.

2016 yılında Nobel’den sonra dünyanın en saygın ödüllerinden biri olarak kabul edilen ve psikanaliz dalında verilen Mary Sigorni Ödülüne layık görüldü.

Prof. Volkan’ın 30 kitabı ve 200’e yakın makalesi yayınlanmıştır.

Ayhan Songar (1926, Gönen, Balıkesir – 2 Temmuz 1997, Samatya, Fatih, İstanbul), Türkpsikiyatri doktorudur.

İstanbul Tıp Fakültesi‘nden 1950 yılında mezun olmuştur. Bitirdiği fakülteye aynı yıl asistan olarak girmiş, 1956’da doçentliğe ve 1961’de profesörlüğe yükselmiştir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nın kurucusu olup, otuz dört yıl kürsünün başkanlığını yapmıştır. Çağdaş psikiyatrinin de kurucuları arasında yer alan Ayhan Songar, aynı zamanda Türkiye Yeşilay Cemiyeti‘nin Genel başkanlığını da yapmıştır.[1] Görevleri arasında New YorkBilimler Akademisi üyeliği de bulunan Songar, Aydınlar Ocağı, Türkiye Millî Kültür Vakfı ve Türk Edebiyatı Vakfı‘nın kurucuları arasında da yer almış; Aydınlar Ocağı ile Türkiye Millî Kültür VakfıGenel Başkanlıklarında da bulunmuştur. Şiir ve musiki konularında da birçok makalesi bulunan Ayhan Songar’ın yirmi altı neşredilmiş eseri vardır. Ayhan Songar’ın “Die Menschen und die Psychologie” adlı uzun bir bildirisi Almanya’daki psikiyatr dergilerinde birçok kez ana kaynak olarak gösterilmiştir. Ayrıca uzun yıllar T.C. Adalet Bakanlığı, Adli Tıp Kurumu, Müşadehane Şubesi Müdürlüğü yapmıştır. Millî Gazete ve Türkiye gazetesinde yazılar yazmıştır.

2 Temmuz 1997’de tedavi gördüğü İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘de 71 yaşında öldü. Cenazesi ikindi namazına müteakip Fatih Camii‘nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı‘nda aile kabristanlığına gömüldü. Cerrahpaşa Tıp fakültesi, Psikiyatri bölümünde ismi verilmiş bir amfi bulunmaktadır.

Kişisel yaşamında, espritüel kimliği, şakaları, sanata ve özellikle Türk Sanat Müziğine olan ilgisiyle tanınan Songar’ın, çok geniş bir fotoğraf makinesi koleksiyonu da bulunmaktaydı.

Kendisi de kadın doğum uzmanı olan eşinden (Reyhan Songar) Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Ecvet Tezcan ile evli olan bir kızı (Neslihan Tezcan) ve iki torunu (Esma, Tarık Tezcan) vardır.


Prof. Dr. Recep DOKSAT

Türkiye’de hipnotizmanın öncülerinden, Gençlik Psikolojisi ve Kültür İntikali, Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma kitaplarının yazarı, Türk Gençliği’nin ruh ve fikir yapısının sağlam temeller üzerine oturtulmasını savunan, çok sayıda bilimsel çalışması yayınlanan, İnsan ve Kainat Dergisi’nin kuruluşunda ve yayınlanmasında büyük emek sarfeden,  kitap, makale ve ilmi araştırmalarıyla toplumun yetişmesinde büyük hizmetler yapan, Milliyetçi Fikrin Ölmez ve Abide Şahsiyetleri arasında yerini alan, İlim, Fikir, Kültür ve Düşünce Adamı Prof. Dr. Recep DOKSAT;

İstanbul‘da doğdu. Babası Ahmet Bey, annesi Havva Hanım’dır. Diyarbakır Ziya Gökalp İlkokulu’nda (1932-1937), Balıkesir Ortaokulu’nda (1937-1940) okudu; lisetahsilini ise 1940-1943 yılları arasında İstanbul Haydarpaşa Lisesi‘nde tamamladı. Aynı yıl İstanbul ÜniversitesiTıp Fakültesi’ne girdi ve ihtisasını da aynı fakültede tamamlayıp nöropsikiyatr olarak 1957’de mezun oldu. “Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma” isimli ihtisas tezi için bu muhtevada Türkçe yazılmış ilk eserdir denilebilir.

Tezini hipnozla ilgili yapması hakkında “1948’den beri yani daha Tıp Fakültesi’nde öğrenci iken hipnozla meşguldüm ancak bu metodu bilgilice salahiyetle kullanabilmek için, doktorluğa ilaveten psikiyatr da olmak gerektiğine kani bulunduğum için bu alanı seçtim. Amatörce tecrübelerimin ve harcanma tehlikesine maruz bulunan tecessüslerimin ileri bir ilmî anlayış havası içinde bir ihtisas tezi mevzuu olarak değerlendirilip kabul edilmesindeki mesut neticenin ehemmiyetini müdrikim ve buna müteşekkirim” demektedir (Doksat, 1962: 2).

Bu ifadelerden anlaşılacağı gibi Doksat’ın gençlik yıllarından itibaren bir ilimadamında olması gereken tecessüs, hazırlıklı zihin, bilimsel yöntem ve felsefî temel alt yapının yanı sıra cesaretli davranmak gibi niteliklere sahip olduğu gözlenebilir.

1967’de psikiyatri doçenti unvanını alan Recep Doksat, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde gençlik psikolojisi, patolojik psikoloji ve yine Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘nde din psikolojisi dersleri vermiştir. Bilahare 1973’te Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve başlamış, burada psikiyatri bölümünü ve kliniğini kurmuş ve öğretim üyeliği yapmıştır.

6 Ağustos 1980’den 7 Kasım 1989’a kadar geçen süre içerisinde İstanbul’da Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde görev yapmıştır. Atatürk Eğitim Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi’nde de lisans ve lisansüstü alanlarda dersler vermiştir. Özellikle spor psikolojisi, gençlik psikolojisi ve din psikolojisi, psikopatoloji, şahsiyet teorileri ve pozitif bilimler tarihi dersleri okutmuştur.

Bilim ve teknoloji dergisi olan İnsan ve Kâinat’ın kuruluşunda ve çıkarılmasında büyük emek sarfeden Doksat, yakalandığı akciğer kanserinden kurtulamayarak 8 Kasım 1989’da İstanbul’da vefat etmiştir.

Recep Doksat’ın özellikle lisansüstü programındaki öğrencileri ile birebir ilgilenmesi, onları teşvik edici söz ve davranışlarda bulunması, entelektüel yönden yetişmeleri için her türlü fedakârlığı yapması, kişiliğini var eden özellikleri olarak ifade edilebilir.

Yayımlanmış eserlerinin yanı sıra pek çok dergide mülakatı ve makalesi çıkmıştır. Bunun yanı sıra ulusal ve uluslararası kongrelerde alanında orijinal olan pek çok tebliğ sunmuş, pek çok lisansüstü teze danışmanlık yapmıştır.

Doksat’ın yayınlanmış eserleri: 1. Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma. Evrimsel açıdan bütün psikoterapi kuramlarının öncüsü durumunda olan hipnotizma ile ilgili Türkçe literatürde bir ilk olma özelliği taşıyan kitap kavramsal, tarihsel ve yöntemsel yönlerinin yanı sıra pratik yönü ile de hipnotizmayı anlatan bir eserdir. Basıldığı yıl (1962) dikkate alınırsa o tarihte Türkiye’de böyle bir çalışma yapmak çok ciddi atılım ve cesaret isteyen bir husustur denilebilir. Söz konusu kitabı, oğlu psikiyatr M. Kerem Doksat ve psikiyatr Neslim Güvender Doksat, orijinali ve bazı bölümlerinin güncellenmiş şekli ile 2021 yılında yeniden yayımlamışlardır.

2. Cinsî Başarının Esasları. 1964’te yayımlamış olduğu kitabın aslı, R. von Urban’ın yazmış olduğu Sex Perfection and Marital Happiness isimli eserdir. Doksat bu kitabı esas alarak kültürümüze uygun bir şekilde genişletmiş ve ondan sonra yayımlamıştır. Kitabın önemini “Maddeyi mânanın emrine veren tekâmül kanunu mucibince insan, tıpkı yemek yemeyi ve onun icaplarını öğrendiği gibi, cinsî faaliyeti ve onun gerekliliklerini öğrenmek, şuurlu ve bilgilice tatbik etmek durumundadır” (Doksat, 1964: 7) diyerek vurgulamaktadır (bk. Cinsî Eğitim).

3. Psikopatolojiye Giriş. “Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsüsü, Yayın nr. 3, Adana 1975” kimliği ile yayımlanmış eseri orijinal kılan taraf kelime, kavram (concept) ve mefhumların (notion) etimolojik açıdan analizlerini yapıp Türkçe’deki doğru karşılıklarını tespit etmesidir. Ayrıca psikolojideki yetersiz kavramların yerine yeni kavramlar teklif etmesi dikkatçekicidir. Eseri, psikolojik kuramları, dayandığı felsefî temellerle birlikte anlatarak eleştirel bir yaklaşımla yazarak alanında çok önemli bir ihtiyaca cevap vermiştir.

Recep Doksat’ın ayrıca çeşitli bilimsel dergilerde yayımlanmış makaleleri ile toplantılarda sunulmuş çok sayıda bilimsel tebliğleri mevcuttur.

Bunlardan “Bir Türk Psikiyatrının İngiltere’deki Bazı Müşahedeleri” başlıklı tebliği, 4-8 Ağustos 1969 tarihinde Londra’da yapılan II. Milletlerarası Sosyal Psikiyatri Kongresi’nde Fransızca “Quelques obsarvations d’un psychiatre turc en Angleterre” başlığı ile sunulmuş ve bilahare “Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsüsü, nr. 2, Adana 1975” kimliği ile ayrı basımı yapılmıştır. Esere orijinalliğini veren, o tarihte kültürel psikoloji bağlamında temizlik anlayışının Türk ve İngiliz kültürü açısından mukayesesinin yapılarak ruhsal rahatsızlıkların ve hastalıkların oluşumunda, tanı ve tedavisinde kültürün önemine vurgu yapılmasıdır.

Çeşitli dergilerde yayımlanmış yazı ve mülakatlarından bazıları şunlardır: “Sünnet ve Kanser” (Sebilürreşad, 13/315 [1960]); “Ruh Hastalıkları ve Din 1” (Selâmet, 1/1 [1962]); “Doğum Kontrolü” (Hilâl, 5/50 [1965]); “Doğumun Kontrolü Türkiye İçin Nasıl Bir Felaket Olacaktır?” (İslâm’ın İlk Emri Oku, 4/44 [1965]); “Doğumun Kontrolü Türkiye İçin Nasıl Bir Felaket Olacaktır II?” (İslâm’ın İlk Emri Oku, 4/45 [1965]); “Doğumun Kontrolü Türkiye İçin Nasıl Bir Felaket Olacaktır III?” (İslâm’ın İlk Emri Oku, 4/47 [1965]); “Şahsiyet Gelişimi ve Benlik” (Zafer, 67 [1982]); “Stres Stres Stres” (Zafer, 69 [1982]); “Kimlik Bunalımı Üzerine Düşünceler” (Altınoluk, 8 [1986]); “İnkâr Mümkün mü?” (Zafer, 126 [1987]); “İnsanlık Üzerine: Sinsi Planlar” (Zafer, 141 [1988]).

Prof. Dr. Recep Doksat ilk defa ihtisas tezi olarak hipnoterapiyi kabûl ettirdi. 1960′lardan sonra hipnoterapi yeni Kognitif Davranışçı Terapi yöntemlerinin, Yönlendirilmiş Hayâlinde Canlandırma ve psödo-in vivo mâruziyet, hâttâ hipnoz altında psikanaliz gibi gelişmiş tekniklerle tıbdaki mümtaz yerini tekrar aldı.

Prof. Dr. Recep Doksat’a genç bir kız telefon eder: “Hocam intihar etmek istiyorum. Ruh halim çok kötü. Artık bu durumdan kurtulmak istiyorum. Bu son konuşmam olacak.”

📌Doksat, bu genç kızı yarım saat dinler, kendisiyle konuşur ve ona bu kararını yeniden gözden geçirmesini söyler. Yaklaşık yarım saat sonra kız intihar etmekten vazgeçer. Ruh hali değişmiştir. Daha sonra Doksat, bu genç kıza muayenehanesine gelmesini teklif eder. Genç kız teklifi kabul eder ve hocayla yüz yüze görüşür. Bu görüşmede hoca genç kıza uyum sağlayarak onu biraz daha rahatlatır ve ona merakla sorar: “Benim hangi sözüm seni intihardan vazgeçirdi?”

📌Genç kızın cevabı ilginçtir:

📌”Hocam, doğrusu dediklerinizden dolayı intihardan vazgeçmiş değilim. Bu dünyada benimle yarım saat konuşabilecek ve yarım saat beni dinleyebilecek insanların var olduğu beni düşündürdü. Yarım saat beni dinlediniz ve bana değerli olduğumu hissettirdiniz. Değerli bir insan olduğumu hissettiğim için intihardan vazgeçtim.”


Mazhar Osman (1884-1951), Türk ruh sağlığı alanında önemli bir isimdir ve Türkiye’de ilk modern psikiyatri hastanesini kurarak Türk tıbbına büyük katkılarda bulunmuştur.

Mazhar Osman Uzman Kimdir?

Mazhar Osman Uzman, 5 Mayıs 1884 tarihinde Sofulu’da doğmuş ve 31 Ağustos 1951’de İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olarak, Türkiye’de psikiyatri alanında önemli bir dönüşümün öncüsü olmuştur. 1904 yılında Askeri Tıbbiye’yi bitirip doktorluk mesleğine adım atmıştır. Mezuniyetinin ardından Gülhane Askeri Hastanesi’nde Akliye Servisi’nde öğretmen yardımcılığı yapmaya başlamıştır. 1909 ve 1911 yıllarında Almanya’ya giderek, modern psikiyatri biliminin önemli isimlerinden Alzheimer ve Kraepelin ile çalışmış, Berlin’de ise Ziehen ile eğitim almıştır. Bu dönemde edindiği bilgiler, onun kariyerinde derin izler bırakmış ve Türk psikiyatrisinin gelişimine büyük katkıda bulunmuştur.

Etkisi ve Mirası

Mazhar Osman’ın en büyük katkılarından biri, Türkiye’nin ilk modern ruh sağlığı hastanesini kurmuş olmasıdır. 1924 yılında Bakırköy’deki terkedilmiş bir kışlanın ruh sağlığı hastanesine dönüştürülmesi için gereken izinler alınmış ve 1927’de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi kurulmuştur. Bu hastane, psikiyatri alanındaki ilk modern sağlık kuruluşu olarak önemli bir adım olmuştur. Hastanenin başhekimliğini uzun yıllar sürdüren Mazhar Osman, burada yaptığı yeniliklerle de Türk tıbbına katkı sağlamıştır. Özellikle seroloji, nöropatoloji ve deneysel psikoloji alanlarında laboratuvarlar kurarak bu alandaki araştırmaları desteklemiştir.

Mazhar Osman, yalnızca bir doktor ve akademisyen olarak değil, aynı zamanda sağlık alanında da önemli bir dernek kurucusudur. Türk Nöro-Psikiyatri Cemiyeti’nin yanı sıra, İçki ile Mücadele Cemiyeti gibi sağlık derneklerini de kurmuş ve Türk halkının sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca, Sinir Hastalıkları (1935-1936) ve Keyif Veren Zehirler (1934) gibi önemli eserler kaleme almış, bu eserlerinde psikiyatri ve bağımlılık gibi konuları ele almıştır.

1933 yılında İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde Ordinaryüs Profesör olarak atanmış, 1941’de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki başhekimlik görevinden emekli olana kadar akademik kariyerini sürdürmüştür. Emekliliğinden sonra da uzun yıllar öğretim üyeliğine devam etmiştir. Bu süre zarfında, Avrupa’daki ve Amerika’daki önemli sağlık kuruluşlarının onur üyeliklerine seçilmiş, uluslararası alanda saygınlık kazanmıştır.

Mazhar Osman, Türk psikiyatrisinin temellerini atmakla kalmamış, aynı zamanda bu alandaki bilimsel araştırmaların da önünü açmıştır. Türkiye’deki modern psikiyatri anlayışının inşa edilmesinde büyük bir rol oynamış, aynı zamanda halk sağlığına yönelik derneklerin kurulmasında öncülük etmiştir. Eğitimdeki katkıları ve yazdığı eserlerle Türk tıbbına olan etkisi uzun yıllar boyunca devam etmiştir.

Mazhar Osman’ın ölümünden sonra geride bıraktığı miras, psikiyatri ve ruh sağlığı alanında önemli bir referans noktası olmaya devam etmektedir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem “Mazhar Osman Hastanesi” olarak anılmış, onun adını taşır hale gelmiştir.

Prof. Dr. Turan İtil (1924-2014), Türk nöropsikofarmakolog ve psikiyatrist. Elektroensefalografi (EEG) alanındaki öncü çalışmaları ve psikoaktif ilaçların etkilerini inceleyen araştırmalarıyla tanınır.

Turan İtil Kimdir?

1924 yılında Bursa’da doğan Turan İtil, 1948’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Askerlik hizmetinin ardından, 1954 yılında Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’nde nöroloji ve psikiyatri alanlarında uzmanlık eğitimini tamamladı. Almanya’da bulunduğu süre zarfında, Erlangen kentinde Prof. Dr. Fritz Flügel’in Nöropsikiyatri Bölümü’nde çalışarak klinik deneyimini artırdı.

1958 yılında Roma’da düzenlenen bir bilimsel kongrede Amerikalı nörolog ve psikiyatrist Max Fink ile tanıştı. Bu tanışıklık, İtil’in kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. 1963 yılında Fink’in daveti üzerine Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Missouri Psikiyatri Enstitüsü’nde doçent olarak çalışmaya başladı. Burada, EEG teknolojisini kullanarak psikoaktif maddelerin beyin üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar yürüttü. Özellikle LSD ve meskalin gibi maddelerin EEG üzerindeki etkilerini analiz eden bilgisayarlı sistemler geliştirdi.

1970’li yılların başında Türkiye’ye dönen İtil, burada HZİ Vakfı’nı kurarak psikoaktif ilaçların klinik araştırmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar, dönemin tıp camiasında büyük yankı uyandırdı ve İtil’in uluslararası alanda tanınmasını sağladı.

Etkisi ve Mirası

Prof. Dr. Turan İtil, nöropsikofarmakoloji alanında yaptığı yenilikçi çalışmalarla bilim dünyasında derin izler bırakmıştır. Özellikle EEG teknolojisini psikoaktif ilaçların etkilerini ölçmek için kullanması, bu alandaki araştırmalara yeni bir boyut kazandırmıştır. Onun geliştirdiği yöntemler, günümüzde de psikoaktif maddelerin beyin fonksiyonları üzerindeki etkilerini anlamada temel teşkil etmektedir.

İtil’in çalışmaları, sadece akademik çevrelerde değil, klinik uygulamalarda da geniş yankı bulmuştur. Psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavisinde EEG kullanımının önemini vurgulayan araştırmaları, modern psikiyatri pratiğine önemli katkılarda bulunmuştur.

Ayrıca, İtil’in Türkiye’de kurduğu HZİ Vakfı aracılığıyla yürüttüğü klinik araştırmalar, ülkemizde psikoaktif ilaçların bilimsel olarak incelenmesine öncülük etmiştir. Bu çalışmalar, Türkiye’de nöropsikofarmakoloji alanının gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Prof. Dr. Turan İtil’in bilimsel mirası, nöropsikofarmakoloji ve EEG alanındaki araştırmalarıyla yaşamaya devam etmektedir. Onun öncülüğünde yapılan çalışmalar, günümüzde de araştırmacılara ilham kaynağı olmaktadır.

Özcan Köknel (7 Aralık 1928, İstanbul- 25 Haziran 2022, İstanbul), Türk psikiyatrist, yazar ve öğretim üyesidir. Psikiyatri alanında önemli katkılar sağlamış, halka yönelik yazdığı psikoloji ve sağlık alanındaki popüler bilim kitaplarıyla tanınmıştır.

Özcan Köknel kimdir?

Özcan Köknel, 1928 yılında İstanbul’da doğmuştur. Eğitim hayatına İstanbul Tıp Fakültesi’nde başlayan Köknel, 1952 yılında bu fakülteden mezun olmuştur. Ardından, aynı fakültede psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlamış ve 1958 yılında öğretim üyeliğine başlamıştır.

Psikiyatri alanında yaptığı başarılı çalışmalar ve eğitimiyle, Türkiye’nin önde gelen uzmanlarından biri haline gelmiştir. Bir süre Roma’da da çalışmalar yaparak uluslararası alanda deneyim kazanmıştır. 1995 yılında emekliye ayrılana kadar İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzun yıllar görev yapmıştır.

Özcan Köknel, sadece akademik dünyada değil, aynı zamanda halk arasında da tanınan bir isimdir. Psikiyatri alanındaki bilgilerini halkla paylaşmak amacıyla yazdığı popüler psikiyatrik kitaplarla, ruh sağlığı ve psikolojik sorunlar hakkında farkındalık yaratmıştır. Bu kitaplar, genellikle insan davranışları, ruh sağlığı ve gençlik sorunları gibi konuları ele almış, bu sayede geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır.

Etkisi ve Mirası

Özcan Köknel, bilimsel çalışmalarının yanı sıra, psikiyatri alanındaki yenilikçi yaklaşımlarıyla da tanınmıştır. Gençlik sorunları, davranış bozuklukları ve ilaç bağımlılığı gibi konularda yaptığı araştırmalar, bu alanlarda önemli bir kaynak oluşturmuştur. Köknel, psikiyatrik tedavi ve ilaç kullanımı üzerine birçok makale ve kitap yazmış, özellikle bu konularda toplumsal bilinçlenmeye katkıda bulunmuştur.

Köknel, 1996-1998 yılları arasında Türkiye Psikiyatri Derneği’nin Merkez Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlenmiş ve derneğin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Ayrıca, İstanbul Tıp Fakültesi’nde psikiyatri anabilim dalı başkanlığı yaptığı dönemde, eğitim ve bilimsel çalışmaların kalitesini artırmaya yönelik önemli projelere imza atmıştır.

Özcan Köknel, psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla sadece akademik dünyada değil, toplumsal anlamda da kalıcı bir iz bırakmıştır. İnsanların psikolojik sağlık konusundaki farkındalığını artırmaya yönelik yaptığı katkılar, hala etkisini sürdürmektedir. Psikiyatri ve ruh sağlığı alanındaki bu uzun soluklu çabaları, bugün hala pek çok psikiyatrist ve araştırmacı için referans olmaya devam etmektedir. Köknel, hayatını, insanlara daha iyi bir yaşam sunabilmek için psikiyatri biliminin her yönüyle geliştirilmesine adayan önemli bir isim olarak anılmaktadır.


Marek Marsel Mesulam (1945-), Türk asıllı Amerikalı nörolog ve nörobilimci. Davranışsal nöroloji ve bilişsel sinirbilim alanlarında öncü çalışmalarıyla tanınır.

Marek Marsel Mesulam Kimdir?

1945 yılında dünyaya gelen M. Marsel Mesulam, eğitim hayatına erken yaşlarda büyük bir merak ve disiplinle başladı. Tıp eğitimini dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri olan Harvard Üniversitesi’nde tamamladı. Tıp eğitiminin ardından, Boston City Hastanesi’nde iç hastalıkları stajını yaptı ve nöroloji alanındaki uzmanlık eğitimini Harvard Tıp Fakültesi’nde aldı.

Mesulam, nörolojiye olan ilgisini daha öğrencilik yıllarında keşfetmiş ve bilişsel sinirbilimin temellerini anlamaya yönelik çalışmalar yapmaya başlamıştır. Akademik kariyerinin başlangıcında Harvard Üniversitesi’nde araştırmalar yürüterek beyin işlevleri, dil becerileri ve bilişsel süreçler üzerine yoğunlaştı.

Harvard’daki başarılı kariyerinin ardından, akademik ve klinik çalışmalarını daha ileriye taşımak amacıyla Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’ne katıldı. Burada, Davranışsal Nöroloji Bölüm Başkanı ve Mesulam Bilişsel Nöroloji ve Alzheimer Hastalığı Merkezi’nin direktörü olarak görev aldı. Yıllar içinde geliştirdiği teoriler ve nörobilim alanına kattığı yenilikçi yaklaşımlar, sadece Amerika’da değil, dünya genelinde büyük yankı uyandırdı.

Mesulam, beyin ve nörolojik hastalıklar üzerine yaptığı çalışmalarla, bilim dünyasında saygın bir yer edinmiş ve alanında birçok önemli akademisyenin yetişmesine katkı sağlamıştır.

Etkisi ve Mirası

Mesulam, özellikle primer progresif afazi (PPA) ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıkların anlaşılmasında öncü katkılarda bulunmuştur. Onun çalışmaları, beynin dil ve bilişsel işlevlerle ilgili bölgelerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, “Principles of Behavioral and Cognitive Neurology” adlı eseri, davranışsal nöroloji alanında temel bir referans kaynağı olarak kabul edilmektedir.

Kariyeri boyunca Potamkin Ödülü ve Javits Ödülü gibi prestijli ödüllere layık görülen Mesulam, Alzheimer Derneği ve Bilişsel Sinirbilim Derneği’nden yaşam boyu başarı ödülleri almıştır. Onun araştırmaları, büyük ölçekli beyin ağları, primat nöroanatomisi ve kolinerjik yollar üzerine odaklanmıştır. M. Marsel Mesulam’ın çalışmaları, nöroloji ve nörobilim alanlarında derin bir etki yaratmış, birçok araştırmacı ve klinisyene ilham kaynağı olmuştur. Onun bilimsel katkıları, nörodejeneratif hastalıkların anlaşılması ve tedavisinde önemli ilerlemelere yol açmıştır.

 

Türk kökenli Amerikalı Sosyal Psikolog Muzaffer Şerif BAŞOĞLU

(29 Temmuz 1906, İzmir- 16 Ekim 1988 de Alaska)

Sosyal Yargı Kuramının ve Gerçekçi Çatışma Teorisinin geliştirilmesine yardımcı olmuştur.   İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden 1926’da mezun olmuştur. 1928 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü‘nde psikoloji dersleri vermeye başladı. Katıldığı ulusal bir yarışmada birinci olarak ABD’de eğitim bursu kazandı. Büyük Buhranın zirvede olduğu bu esnada Amerika’ya gitti. Öncelikle Harvard Üniversitesinde Gordon Allport‘un danışmanlığında başlamıştır. Ancak daha sonra özgür bir ortamda kendi istediği çalışmaları yapabilmek adına Harvard Üniverstesinde ayrılarak Columbia Üniverstesinde Gardner Murph‘in danışmanlığında doktarasını tamamlamıştır.

1932’ de Nazi Partisi’nin yükselişi sırasında Wolfgang Köhler’in Gestalt Psikolojisi üzerine derslerine katılmak için Berlin’i ziyaret etti. Bu ziyaretten sonra Şerif, yeni bir sosyal algı teorisi için Gestalt ilkelerini kullanmayı planladı.

1933 yılında doktorası için Harvard Üniversitesinde Allport ve Hadley Cantril‘in radyo psikolojisi konusundaki çalışmalarına katkıda bulundu. Sloganlar psikolojisi konusunda görüşlerini geliştirdi. Akademik ve kişisel anlaşmazlıklar nedeniyle danışmanı Allport ile çalışmaya son veren Başoğlu, Harvard’dan ayrıldı ve Gardner Murphy danışmanlığında “Algılamada Bazı Toplumsal Etmenler” konulu teziyle Columbia Üniversitesi‘nde doktorasını tamamladı.

Kısa periyodlarla Almanya ve Fransa’da dersler verdikten sonra 1937’de Gazi Eğitim Ensitüsü’ne geri döndü. İki yıl sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi‘nde psikoloji doçenti olarak görev almaya başladı.

Columbia Üniversitesi (1936) Otokinetik Etki Deneyi ile; Sabit bir ışığın karanlık ortamda hareketli gibi görünmesini anlatır. Sorumuz şu; fiziksel gerçekliğin belirsiz olduğu durumlarda bireyler nasıl yargılar geliştiriyor? Deneyimizde katılımcılara ışığı kapatın bir şey deniycez deniyor. Karanlıkta sabit bir ışık noktası gösteriliyor. Önlerinde minnak bir düğme var. Işık hareket edince hemen o düğmeye basmaları ve ne kadar hareket ettiğini söylemeleri isteniyor. Aslında ışık hareket filan etmiyor.

İlk deneyde Sherif, katılımcıları karanlık odaya tek tek çağırıp aynı şeyi 100 kere sorar. Yetmez, bugün git yarın gel diyerek tekrar sorar. Herhangi bir dayanak noktası olmayan katılımcılar sübjektif referans noktaları oluşturur, deneyin her tekrarlanışında bir önceki referans noktalarına atıf yaparak kendi ölçümlerine sadık kalırlar. ‘Şu kadar kıpraştı, bu yana kıpraştı’ gibi. Nerden bildin denince de ‘dün de öyle gördümdü, bence böyle’ diyerek kendi ölçümlerine referans veriyorlar. Bu da objektif bir norm ya da dışarıdan gelen bir kıyas noktası olmadığında kişilerin belirsizlik karşısında kendi normlarını oluşturduklarını gösterir.

Sosyal psikolojide bunun sebebine ‘sosyal etki’, bu davranışa ise ‘sosyal uyum’ deniyor. Daha önce bireysel olarak bir fikir beyan etmemiş hobarey diye alınan grup ise gruba özgü bir norm oluşturup ona göre cevap veriyor.
Sherif’in grup üyelerinin birbirini karşılıklı olarak etkileyerek yeni bir norm, yeni bir standart geliştirdikleri süreci incelediği bu deneyi, bizden bilim uğruna odalarda ışıksız kalan tüm koca yürekli güzel insanlara gelsin.

 

Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucularından ve uluslararası sosyal psikoloji dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı

Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, 1940’da İstanbul’da doğdu.  1959’da Robert Kolej’nden mezun oldu. Massachusetts’teki Wellesley College’de, psikoloji alanında lisans eğitimi aldı ve 1961 yılında mezun oldu. Doktora tezini ise 1967 yılında Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde sosyal psikoloji alanında verdi.

Çiğdem Kağıtçıbaşı, çocuk gelişimi alanında da önemli çalışmalarda bulunmuştur. Kültürel bağlamın çocukların gelişimi üzerindeki etkisine odaklanmış ve aile, eğitim ve toplum faktörlerinin çocukların yetişme deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini konu edinmiştir.

Çiğdem Kağıtçıbaşı, insan hakları konusunda da araştırmalar yapmıştır. Özellikle çocuk haklarına ve çocukların toplum içindeki statülerine odaklanmıştır. Çalışmaları, çocukların kendi kültürlerinde, ailelerinde ve toplumlarında nasıl güçlendirilebileceği ve haklarının korunması konusunda nasıl desteklenebileceği konusunda önemli noktalara değinir. Ayrıca, eğitim politikalarının ve programlarının kültürel çeşitlilik ve insan haklarına saygı gösteren bir perspektifle şekillendirilmesi gerektiği konusunda da önemli bir vurgu yapmıştır.

Çalışmalarını daha iyi sonuç alacağını düşündüğünden her zaman sahada sivil toplumla beraber sürdürmeyi tercih etmiştir. Henüz Türkiye’nin gündemi bile değilken kadın, çocuk, bireyselcilik, değişen aile yapısı gibi konularda araştırmalar yürütmüştür.

Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın (AÇEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Çiğdem Kağıtçıbaşı UNESCO’ya bağlı International Social Science Council’da (ISSC); Kültürler-Arası Psikoloji Kuruluşunda ve Uluslararası Psikolojik Bilimler Birliğinde Yürütme Kurulu üyeliği ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Yurt içinde basılmış 18 kitap ve 47 makale/kitap bölümü ve yurt dışında basılmış 12 kitap ve 140 makale/kitap bölümüne sahipti. Araştırmalarında, insan gelişimi ve aile arasındaki etkileşimi kültürler arası bir bakış açısıyla inceleyen ve psikoloji literatüründeki çeşitli araştırmalara esin kaynağı olan “Kültürler arası Benlik ve Aile Modeli”ni geliştiren Çiğdem Kağıtçıbaşı, birçok ulusal ve uluslararası bilim ödülünün de sahibi oldu.

Bilim Akademisi üyesi, KOÇ-KAM Direktörü ve Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi olan Çiğdem Kağıtçıbaşı, aynı zamanda International Union of Psychological Science ile International Social Science Council’ın Başkan Yardımcısı ve International Association for Cross-Cultural Psychology’nin ilk kadın Başkanı ve Onur Üyesiydi.

Çiğdem Kağıtçıbaşı 2 Mart 2017 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

1993 yılında kurulan Türkiye Bilimler Akademisi’nin de kurucu üyesidir.

Kağıtçıbaşı, Türkiye’de ve gelişmekte olan ülkelerde çocuk gelişimi ile ilgili konularda UNICEF danışmanlığı yaptı; 1996-2000 yıllarında Uluslararası Psikoloji Bilimi Birliği’nin yardımcı başkanlığını yürüttü.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*